Küresel Ekonomi Savaşları


Bu makale 2016-09-20 20:48:05 eklenmiş ve 324 kez görüntülenmiştir.
İsmail ÖZDEMİR

Küresel Ekonomi Savaşları

 

Kapitalist sistemin uzun yıllardan bu yana küresel düzlemde tek başına kontrolü ele alması İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ABD ve Avrupa düzleminde görülen ortaklıktan kaynaklanır.

Dünyanın geleceğine yön veren bu ekonomi merkezli ortaklık ve projeler sadece ülkelerin yapısı ve tercihleriyle ilgili konularda belirleyici olmamış, aynı zamanda bölgesel ve global etkileri olan sonuçlar doğurmuştur.

SSCB ve ABD arasında başlayan, zamanla AB'nin kurulmasıyla git gide SSCB'nin zayıflamasına ve nihayetinde dağılmasıyla sonuçlanarak tek kutba indirgenen dünyada artık kapitalist sistemin de sallantıda olduğu, hatta kendi içerisinde dahi problemler yaşadığı gün yüzüne çıkmıştır.

Çin'in son 20 yıldır artan bir ivme ile küresel ekonomide güçlü bir yer tutmaya başlaması, 11 Eylül terör saldırılarının ardından ABD'nin yanlış küresel projeler içerisine girerek Ortadoğu merkezli olmak üzere başlattığı etnik ve mezhepsel ayrışmaların beraberinde getirdiği büyük sorunlar insanlığın son 70 yılına damga vuran kapitalist rüzgârı artık dindirmeye başladığı izlenimini veriyor.

Kapitalist sistem "kendi belirlediği ölçüler çerçevesinde" ülkelerin birbirleriyle olan entegrasyonunu zorunlu bir hale getirmişken, artık güvenlik merkezli sorunların öne çıkmasıyla bu entegrasyon tersine işleyen veyahut alışıla gelmemiş ortaklıkların kurulmasına yada bozulmasına yol açıyor.

ABD ve AB arasında son yıllarda yaşanan ekonomik savaşlar bunun başat faktörü olarak değerlendirilebilir.

Zira iki kesim küresel sermayenin önde gelen ve kontrolü eline alan bir ortaklık anlayışıyla bu zamana kadar varlığını sürdüre gelmişti.

* * *

Ancak geçen yıl ABD'nin, Alman otomotiv devi Wolkswagen'e emisyon değerlerinde hile yaptığı gerekçesiyle kestiği 14,7 milyar dolar değerindeki son derece uçuk ceza Avrupa kanadında tabir yerindeyse deprem etkisi yaratmıştı.

Üstelik bu olay dünyanın en büyük bankaları arasında yer alan Fransız BNP Paribas bankası da ABD Adalet Bakanlığı tarafından Sudan, İran ve Küba'ya uygulanan ambargoları ihlal ettiği gerekçesiyle yaklaşık 10 milyar dolarlık cezaya mahkûm etmesine eş değer bir zamanlamayla vuku bulmuştu.

AB projesinin, ekonomik anlamda lokomotif ülkelerinden olan Fransa ve Almanya'ya kesilen bu cezaların tesirlerinin, birliğin geneline yayılacak etkisinin olacağı aşikârken, AB terörizm, göçmen sorunları, ekonomik kriz, İngiltere'nin Brexit kararı alarak birlikten ayrılması ve Rusya ile yaşanan gerginlikler sebebiyle büyük sorunlar AB'nin en önemli müttefiki olan ABD'den gelen bu darbe ile birlik ciddi anlamda sarsıntı yaşamıştı.

Geride bıraktığımız haftalarda AB'nin, dünyanın en değerli şirketlerinden olan ABD'li telekomünikasyon devlerinden Apple'a, İrlanda'daki faaliyetlerinden dolayı 13 milyar euro'luk borç çıkarması ise ABD'nin Wolkswagen'e kestiği 14,7 milyar dolarlık cezanın intikamı olarak yorumlandı!

Bu büyük gelişmenin ardından nerdeyse her çevre bundan sonra yaşanacak gelişmelere odaklanmışken, bu kez karşı hamle ABD'den geldi. ABD Adalet Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada Almanya'nın en büyük bankası Deutsche Bank'ın mortgage kriziyle bağlantılı olarak 14 milyar dolarlık cezaya çarptırıldığı duyuruldu. Ve yine Almanların bir başka özel sektör devi olan Bosch'a da, Wolksvagen ile yaşanan emisyon cezasını uzatabileceği bilgisi yayıldı.

* * *

ABD ve AB arasında ekonomik alanda yaşanan bu restleşmelerin arkasının nereye varacağı, AB'nin diğer ABD'li firmalara da, Apple'a benzer şekilde vergi cezası uygulayıp uygulamayacağı şimdilik tartışıladursun, iki kesim arasında imzalanması öngörülen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması'nın geleceğinin ne olacağı da belli değildir.

Çin'e karşı (Yeni İpek Yolu Projesi) ABD'nin bir ayağı Pasifikte olan, diğer ayağıysa Atlantik'de bulunan büyük ekonomik kuşatmasının batıdaki ayağı bu nedenle şimdiden sallantıya düştü.

Dikkatlerden kaçırılmaması gereken bir başka konu ise böylesi bir dönemde "AB'nin, ABD olmadan da kendisini koruyabilmesi" ilkesiyle "ortak ordu kurulması" fikrini hayata geçirme çabasıdır. Fransa Cumhurbaşkanı Hollande'ın konu ile ilgili olarak Bratislava'da yapılan AB liderler zirvesinde söylediği "Çıkar ve değerleri koruyamazsak ortada ne birlik, ne kıta kalacak. Amerikalı müttefiklerimizle beraber Atlantik anlaşması (NATO) çerçevesince kendi savunmamızı yapabilmemiz gerekiyor. ABD işin içinden çıktığında da Avrupa kendini koruyabilmeli." sözleri asla yabana atılmamalıdır!

Anlaşılan o ki AB sadece ekonomik anlamda değil, güvenlik anlamında da kendi ayakları üzerinde durabilecek bir güce erişmek istiyor. Elbette AB'yi böylesi bir tedbir geliştirmeye iten gelecek öngörüsünün neler olduğuyla ilgili konularında atlanmaması gerekir!

Diğer taraftan ABD, "terbiye edeyim" derken, "kaybetme riskini" sadece Avrupa'da yaşamıyor. Ortadoğulu sıkı müttefikleri için de benzer bir durumu söz konusu.

* * *

Son G20 toplantısının yapıldığı Çin'de, Rusya ve Suudi Arabistan'ın "üretimin sınırlandırılması dâhil olmak üzere petrol piyasasında işbirliği anlaşması" imzalaması, OPEC ülkeleri ile birlikte Rusya'nın küresel petrol üretimi ve fiyatlandırmasında yeni bir dönemi başlattığı duyuruldu.

Bu en genel ifade ile OPEC üyesi olmayan Rusya'nın, bir dönem ABD'nin yanında saf tutmuş olan petrol üreticisi körfez ülkelerini yanına aldığını gösteriyor. Yani küresel petrol piyasası fiyatlandırılması, üretimin kontrol edilmesiyle artık büyük ölçüde Rusya ve OPEC ülkelerinin elinde.

ABD ise bu hamleye temsilciler meclisinden geçen ve 11 Eylül saldırılarının mağdur ailelerinin Suudi Arabistan'a "tazminat davası açabileceğine müsaade eden" tasarıyla karşılık verdi. Bunun Suudi Arabistan'ın 1 trilyon dolara yakın tazminata uğraması anlamına geleceğine dair yorumlar yapılıyor. 

Her ne kadar Beyaz Saray, tasarı geçse bile Başkan tarafından onaylanmayacağını önceden duyurmuş olsa da, mevcut koşullar itibarıyla nasıl bir adım atacağı belli değildir.

ABD adına son dönemde ortaklık bahsinde dikkati çeken tek ülke ise İsrail. Zira bu ülkeye ABD, bir ülkeye tarihinin en büyük askeri yardımını yapma kararı alarak 38 milyar dolar tutarında yardım yapma taahhütlünü duyurdu.

Ortadoğu'da nüfus ve toprak itibarıyla diğer ülkelerle kıyaslandığında küçük olan İsrail için böylesine büyük bir askeri ekonomik yardım yapılması kararı acaba AB'nin birlik içerisinde "ortak ordu kurulması" fikri ile aynı gerekçelere mi dayanıyor?

İşte büyük resmi görebilmek için Türkiye'nin doğru okuması ve cevaplandırması gereken soru da bu olmalıdır.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
E-Mail Bülten Kaydı
Arşiv Arama
- -
Anket
Cantürk Haber'i Okuma Sıklığım ...
Hep Açıktır
Haftada En Az Bir Defa
2 Günde Bir
Her Gün En az 1 Kere
15 Günde Bir
Ayda Bir
İlk Defa Okuyorum
Cantürk Haber
© Copyright 2015 Cantürk Haber Sitesi. Tüm hakları saklıdır. Bu site Final Bilişim Final alt yapısı ile yapılmıştır.
TAVSİYE SİTELER
Cantürk FM Dinle
Arabesk Alemi Dinle
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Trafik Kazaları
Seçimler
SPOR
Beşiktaş
Galatasaray
Fenerbahçe
Trabzonspor
SİYASET
Devlet Bahçeli
Başbuğ Alparslan Türkeş
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Milli Eğitim Bakanlığı
Engelli
pendik evden eve nakliyatkartal evden eve nakliyattuzla evden eve nakliyatevden eve nakliyat