10.3 C
Ankara
16. Nisan. 2024
No menu items!
Ana Sayfa Diğer Kültür Sanat Araştırmacı Yazar Kudret Köksal ile Röportaj

Araştırmacı Yazar Kudret Köksal ile Röportaj

Röportaj: Ceren Avcı

Öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Bu soru bana gerek yazılı gerek sözlü söyleşilerde sürekli soruluyor ister istemez. Bense bu soruya bir özgeçmiş formunda cevap vermekten hoşlanmıyorum. Bu bana bir iş başvurusu yapıyormuşum gibi geliyor çünkü.

Ben insanın kendisini anlatmasının, ‘çok da objektif olamayacağını’ biliyorum. Çünkü insan zaaflar karmaşası ve toplamıdır. Kendinizi anlatmaya kalkıştığınızda, genellikle bu zaafları beyninizin ‘sırlar’ kıvrımlarına gömersiniz. Yani insanın kendisini değerlendirirken objektif değil ama, maalesef sübjektif olması beklenmelidir.

O halde beni, kendimden değil ama, başkalarından öğrenmek daha doğru olacaktır. Örneğin bana hep sorarlar: ‘Kızlarınız da sizi, sizin onları sevdiğiniz kadar seviyorlar mı?’ diye. Ben onların beni ne kadar çok sevdiklerini iliklerimde hissediyor olsam bile, bu soruya cevabım şöyle oluyor genellikle: ‘Bu soruyu onlara sorun.’

Ya da belki yazan bir kişiyi en iyi tanımanın yolu, ‘onun kitaplarına göz atmaktır’ diyebiliriz. Çünkü o kişi, bütün yönleriyle o kitabın içindedir sanırım. Kişiliği, karakteri, dünya görüşü vb… Kitaplar yazarı hakkında pek çok ipucunu da verecektir. Bir yazarı tanıyabileceğiniz en iyi mecradır kitaplar. Benim zorunlu olarak yer verdiğim bir-iki kitabım dışında, kitaplarımdaki otobiyografim genellikle şöyledir: ‘Bilen bilir, tanıyan tanır. Gerisi laf-ı güzaf.

Konuya bir de farklı bir bakış açısı getirelim isterseniz. Tarihsel süreçte pek çok filozofun da –doğru-yanlış- dediği gibi, ’İnsan sadece farklı bazı özellikleri de olan hayvandır.’ Günümüze kadar ve dahi günümüzde de filozofların insan tanımlamalarını hayvani temelde yapılandırdıkları bilinmekte. Örneğin Konfüçyus ‘İnsan öğrenen hayvandır’ derken, Heraklitus’tan Hegel’e, Descartes’ten Camus’a pek çok filozof insanı, ‘Seven, konuşan, itiraz eden, araştıran, sorgulayan, her şeye alışan, şüphe eden, tartışan, deneyen, sistematik düşünen ve çalışan, daima çıkarını kollayan, araç yapan, mücadele eden, teori kuran, yalanlayan, konuşan, tutarsız, kazanan, toplumsal olan ya da düpedüz hayvan olan hayvanlar’ olarak tanımlıyor. Ben buna bir-iki ilâve yapmak istiyorum: ‘İnsan okuyan, yazan bir hayvandır aynı zamanda. Ve gülebilen, gözyaşı dökebilen, irade sahibi hayvan…’

Sanırım onca filozofun tanımlamalarına bütün insanlar gibi ben de uygunluk sağlıyor olsam da ‘gerektiğince okuyan ve yazan, yazarken coşabilen, gülebilen ya da ağlayabilen’ biriyim diyebilirim kendim için sanırım.

Ben Kudret Köksal. Yazar değilim ama yazılar yazarım. Hikâyeler, makaleler, denemeler, mizah, siyasi yazılar vb…. Bunları özellikle ‘çocuklarımın kütüphanelerinde bulunsunlar’ diye kitaplaştırırım. Ki yazmamın en önemli nedenlerinden birisidir bu.

Ben Kudret Köksal. Şair değilim ama şiirler yazarım. Ve bunları da kitaplaştırırım.

Ben Kudret Köksal. Kendi gerçekliğimden yola çıkıp, naçizane, hayatı ve insanı resmetmeye çalışırım…

Ben Kudret Köksal. Yazmak ‘hayat algımın tezahürü ve hayat tarzımdır’ desem abartı olmayacaktır. Ki yazmak benim için, konuşmaktır kendimle, tartışmaktır. Sorgulamaktır kendimi, hesaplaşmaktır. Kendimi, insanı, hayatı ve dahi ölümü elbette.

Okuma merakınız nasıl oluştu?

Sanırım çok küçük yaşlardan itibaren kendimi yazarak ifade etmek bir alışkanlık olmuştur benim için. Buna paralel olarak, ilk ciddi kitabımı orta ikinci sınıfta (Sanırım şimdinin yedinci sınıfı) okudum.  ‘Felsefenin Temel İlkeleri – Georges Politzer. Bu kitap beni o kadar etkiledi ki, hayattaki pek çok soruya kendi çapımda cevaplar aramaya başladım. Bu kitap halâ durur kütüphanemde. Merakım büyüdükçe, okuma şevkim arttı ve daha sık kitaplarla buluşmaya başladım. Yani insanın merak eden, şüphe duyan, sorgulayan ve hatta yargılayan, yeni hükümler oluşturan bir yapısı olması ve bu yapının da teşvik edilmesi gerekiyor okuma merakı ve alışkanlığının gelişmesi için.

Kitap okurken herhangi bir alanda mı okumalı yoksa tüm alanlar ile alakalı kitaplar mı okunmalıdır?

Kendimi bir ‘Kitap Kurdu’ gibi tanımlayacak değilim. Çünkü öyle değilim. Ama kitabın kişisel ve toplumsal gelişim için önemini de vurgulamadan geçemeyeceğim. Yukarıda söylemiştim: ‘Ben kitabı okumuş olmak için değil, gerektiği ve hayatıma dokunduğu için okurum. Dünyada yayınlanmış milyonlarca kitap var. Ve bunların içinde, muhtemeldir ki pek çok okunası kitap… Ama maalesef bunların hepsini okuyabilmemiz mümkün değildir. Bir insan hayatı boyunca 4-5 bin kitap okuyabilmişse iyi bir iş yapmış demektir. Mademki bu kitap hazinesinden ancak çok küçük bir kısmınla haşır-neşir olabilme şansımız vardır; o halde kitapları seçerken ve okurken de titiz olmak, seçici olmak, özen göstermek gerekiyor. Yani bize gerçekten bir şeyler katacak, ufkumuzu açacak kitaplara yönelmek akıllıca olacaktır.

Hayatımın esaret altında geçen bir döneminde ve kitap yasakları yokken hızlıca ve inatla klasikleri okudum. Evet onlar, bizim insanı ve hayatı anlamamızda çok önemli bir yer tutmaktalar. İnsan her kitapla zihinsel olarak daha da geliştiğini, hayatı ve insanı algılamada daha mahir bir hale geldiğini anlayacaktır.

Ancak yine söylüyorum ki, okumak asla boşa olmamalı. Bize düşünsel kazançlar sağlamalı, İlgi alanlarımızla, ihtisasımızla, yönelimlerimizle ilgili olmanın yanısıra, insan ve doğa sevgisini ve barışçı vizyonlar geliştirmeli.

Sizce kitap okurken özellikle nelere dikkat edilmelidir?

Kitap insanın, insan olarak evrimine destek oluyorsa değerlidir. Yani kitap çeşitli biçimlerde ama, insana, doğaya, kadına, çocuğa, hayvana saygıyı aşılamalıdır. Yani kitap mutlak surette bizleri geliştirici olmalıdır. Ben kitapta özellikle buna dikkat ederim. İnsan ırkı içinde nifak yaratan kitaplar bana göre değillerdir. Kitap dünya barışına hizmet etmelidir. Kalplere sevgi koymalıdır. Ve tabi hayat ve evren hakkındaki meraklarımızı gidermeli, ya da ilgili olduğumuz tüm konularda; derslerimiz, ihtisasımız vb. zihnimizi ve yolumuzu açıcı olmalıdır. Kitaplar bizi yeni insanlarla, hayatlarla, hayat tarzlarıyla tanıştıracak, evrenselleştirecektir.

Yazarlık kariyeriniz nasıl başladı? Size öncülük eden bir isim var mı?

Hayatımın hiçbir döneminde kariyer tutkum, hırsım olmadı. Düşünün ki iş hayatımda bile…Bu doğrudur-yanlıştır tartışmayacağım. Dolayısıyla şu an yapmakta olduğum yazma işini de bir kariyer merdivenini tırmanmak olarak görmedim hiç. Çocuk yaşlarımdan beri yazarım. Her ne kadar zorlu koşullarda olursa olsun, ki kalemin kâğıdın yasak olduğu durumlar da buna dahildir; yazarım. Hiçbir şey yoksa zihnimde yazar fırsatını bulunca kağıtlara geçerim. Ve çok yeni zamanlara kadar yazdıklarımı kitaplaştırma gibi bir ihtirasım da olmamıştır. Pek çok dergide, şiir, öykü, makale, siyasi yazılarım gerçek isimle, mahlasla ya da isimsiz olarak yayınlanmış olsa bile, Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi’nde 12 Eylül rejimi esnasında yazılarım konusunda kurulan bir komplo nedeniyle o günlerde zihnimle kurguladığım iki kitabın basımından bile vazgeçmiş ve bunun nedenini bir kitabımda anlatmıştım. Yani yaklaşık 2,5 yıl öncesine kadar yazılanlar yığınlar oluştursa da, yazdıklarımı kitaplaştırma konusunda hiçbir hırsım ve girişimim olmamıştır. Kendim için yazdım ve zaman zaman bazı dergilere yolladım. Ve fakat ne zaman ki 09 Mart 2019 yılında o muhteşem kadın –eşim- beklenmedik bir şekilde vefat etti; onun vasiyeti olarak 2021 Eylül ayı itibariyle yazılarımı kitaplaştırma kararı aldım. Çünkü o bana: ‘Kudret sen çalışma. Ben evi geçindiririm. Sana işyerinde ve evde bir oda yaratalım, otur yaz ve yazdıklarını kitaplaştır. Ki o yazılanlar kızlarının kütüphanelerinde yer alsın.’ derdi. Bu nedenle 2021 Eylülünden bu yana sekiz kitap çıkarttım. Altı kitap dosyası ise basılmayı bekliyor.

Eserlerinize gösterilen ilgiyi tarif etmenizi istersek neler söylersiniz?

Özellikle Mamak zindanlarında zihinle yazılıp dışarı çıkartılan hikâye ve şiirlerin yer aldığı kitapları hazin buluyorlar. Çünkü yaşananlar hazindir. Özellikle gençler ‘yaşanılanlara inanamadıklarını’ dile getiriyorlar…

Yazdığım bir mizah kitabını da kahkahalarla okuduklarını söyleyen çok oluyor.

Ve Ayten’im için kaleme aldığım kitap, çok olumlu tepkiler almaştır, alıyor.

Ayrıca Şişli Belediyesi için yazılan iki araştırma kitabım Şişli Kent Kütüphanesi’nde ve dijitalde ‘Şişli Kent kitapları’ olarak yer alıyor.

İzmit Belediyesi’nce ödüllendirilmek suretiyle bir kitap içine alınan bir öyküm de İzmit Belediyesi Geleneksel ve Dijital Kütüphanesi’nde yer alıyor.

Hangi yazarlar ve eserler sizi etkiledi?

Elbette ki okuduğum her kitap bende bazı etkiler, etkileşimler yaratmıştır. Örneğin yukarıda sözünü ettiğim Georges Politzer’in Felsefenin Temel İlkeleri kitabı hayatımda büyük etkiler yaratmıştır.

Ancak sözü edilen, gerçek bir değişime yol açan kitaplar ise, esas olarak iki kitap ve bir öyküden söz edebilirim. Bunlar hayatımın çeşitli evrelerinde çok derin etkiler, izler bırakmışlardır. Bunlardan biri Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabı, diğeri Jack London’ın Martin Eden kitabı ve bir diğeri ise Anton Çehov’un Keşiş adlı hikâyesidir.

Son olarak yazar adaylarına neler tavsiye edebilirsiniz?

Öncelikle yazmaktan korkmayınız. Yazınız. ‘Kim ne der’ diye düşünmeyiniz. Yazınız. Yazmak sizin daha çok okumanıza, daha şüpheci, daha sorgulayıcı olmanıza ve giderek konuları daha derinlemesine ele almanıza neden olacaktır. Yazmak sizi zaman içinde, en çok tatmin eden eyleminiz haline gelecektir. Yazdıkça bilginizin de geliştiğini, konulara daha vakıf olduğunuzu göreceksiniz. Korkmayın yazın. Çiçekleri yazın, böcekleri yazın, doğayı, hayvanı, insanı yazın. İnsana yönelik doğa ve hayvana yönelik şiddeti yazın. Düşüncelerinizi, duygularınızı, sevdalarınızı yazın. Ve sorgulayın. Asla itaatkâr olmayın. Politikadan korkmayın. İnsanı, insan ve canlı haklarını savunmak, hele bugünün dünyasında acil ve temel politik bir tutumdur. Ama ideolojilere, inançlara körü körüne aidiyetten de uzak durun, tabii olmayın. Görüşleriniz çakışsa bile, bilin ki siz sanatçısınız ve esas göreviniz her kim olursa olsun, her ne olursa olsun sorgulamak, eleştirmek ve daha güzeli göstermek ve önermektir. Bundan korkmayın.

Geçmişte çocuklar günlük tutarlardı. Ah ne önemliydi. Bilmiyorum şimdi de var mı? Ama maalesef günümüz dünyasında yazmak da okumak kadar külfet haline geliyor ne yazık ki. Olsun. Yazmak, yaşanılan o anın ve hayatın mühürlenmesidir. Hem de sizin tarafınızdan. Düşünün ki bu nasıl bir başarı, nasıl bir onurdur.

Başarılarınız daim olsun.

- Advertisment -

En popüler

Betül Altınsoy’un Değerli Eğitimci/Yazar Ayşe Mercan Kara İle Söyleşisi

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Merhaba,1986 yazında Afyonkarahisar’ da dünyaya gözlerimi açmışım. Babamın tayini sebebiyle ülkemin en güzel şehirlerinden olan Bursa’da büyüdüm. Konya Selçuk üniversitesinde Türk...

Şair Kerem Taşkın – Sevinçler

Mutlu olmak sevince bağlı Sevinç kalbimde açıyor Çiçekler gibi coşuyor Kelebekler gibi uçuyor Sevinçler umutla dolu Bulutlar gibi bem beyaz İçinde yürür hayatın Neşe saçar yaşadıkların Umut et senin olsun Tüm yaşadıkların Sevgi içinde...

Değerli Ozan Aşık Rasim Genç İle Röportaj

Kendinizden bahseder misiniz? 1963 yılında Samsun Vezirköprü'ye bağlı Çorakdere köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitirdi. Çok istemesine rağmen, imkânsızlıklar nedeniyle eğitimine devam edemedi. Çobanlıkla başlayan yaşamı, inşaat...

Devlet Bahçeli: Türk Birliğinin Hasretini Çekip Hayallerini Kuran Merhum Türkeş Bey’in İnanıyorum ki Ruhu Şad Olacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin, “Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in 27.Vefat Yıldönümü” münasebetiyle yayınladıkları anma mesajını sunuyoruz. Türk siyaset ve demokrasi hayatına derin...

Son Yorumlar