10.3 C
Ankara
5. Mart. 2024
No menu items!
Ana Sayfa Diğer Kültür Sanat Yiğit Emir Ahi’nin Değerli Şair/Yazar Kudret KÖKSAL İle Söyleşisi

Yiğit Emir Ahi’nin Değerli Şair/Yazar Kudret KÖKSAL İle Söyleşisi

1-) Biraz kendinizi tanıtır mısınız?
Bu soru benden istenen, cevaplaması hayli çetrefilli ve uzun olan ve cevap verirken en çok zorlandığım sorulardan biri. Kendimden söz etmek öyle birkaç satırda özetleyebileceğim bir mevzu değil.
Çünkü kendimi anlatabilmek, ancak bunca yıllık yaşanmışlıkları, duygularımı, düşüncelerimi de okuyucuya aktarabilmekle mümkündür ki, bu da mümkün değildir. Ayrıca insan kendisini aktarırken çokça objektif olmayı da başaramaz. Öyle olunca beni, beni tanıyanlardan öğrenmek ya da kitaplarımda aktardığım ‘hayatı algılama tarzımla’ görmek-gözlemlemek daha yerinde olacaktır. Kitaplarımı okuma teveccühü gösterenler, beni daha yakından tanıma imkânı bulabileceklerdir. Bunu söylerken illa ki ‘kitaplarımı okuyun’ demek istemiyorum. Ama sanırım tanımanın en iyi yolu bu olsa gerek. Örneğin ben, yazarların hangi okulda okuduklarıyla pek ilgilenmem doğrusu. Benim ilgilendiğim onların kitaplarında bana sunduklarıdır.
Ben gençlik ve hatta çocukluk yaşlarımdan itibaren belli bir hayat algısı ve hayata bakışı olan bir kişiyim. Attığım her adım, söylediğim her söz, kaleme aldığım her yazı, her davranışım ve kararlarım da bu doğrultuda oluşmuştur ve olmuştur. Bütün bu adımların, sözlerin, yazmaların, davranışların ve kararların ardında mutlaka bazı sebepler mevcuttur. Ancak bu sebeplerden bahsetmeden sonuçlarını aktarmak yeterince tatminkâr olmayacaktır. Bu nedenle hemen her kitabımın girişinde, on sayfa, yirmi sayfa, otuz sayfa kitabın konusu hakkındaki görüşlerimi de dile getiririm. Yani beni o kitabı kaleme almaya sevk eden sebepleri de kısaca açıklarım. Bunun yanı sıra, istek üzerine yazılmış ve mecburen biyografi eklenmiş bir-iki araştırma kitabım dışında, kitaplarımın biyografi kısmı hayli kısadır ve şöyledir: ‘Tanıyan tanır, bilen bilir. Gerisi laf-ı güzaf.’
Yine de kısaca kendimden söz edeyim. Ben Kudret Köksal. Her şart altında ve her zaman, yazdıklarımı kategorikleştirmeden yazarım. Yazma konusunda çok genç yaşlarımdan bu yana herhangi bir kısıtlamam yoktur. Ve hiçbir şart altında yazma özgürlüğümün engellenmesi mümkün olmamıştır. Buna kağıt kalemin yasak olduğu Mamak Zindanları da dahil edilmelidir. Yazma vasıtalarım elimden alınmışsa, zihnimle yazar ve koşullar elverdiğinde kağıtlara geçiririm.
Hangi alan ve konuda olursa olsun, yazmak benim için hayatın her yönüne ilişkin olarak, kendimle konuşmaktır, kendimle tartışmaktır. Kendimi ve hayatı sorgulamak ve hesaplaşmaktır. Kısaca kendimle yüzleşmektir. Sürekli kendimle konuşurum ve kendimle olan ‘monologlarımı’ kağıtlara dökerim. Sanırım bu da, benim için bir düşünme biçimi ve hayat tarzıdır.

2-) Yazarlığa heveslendiğiniz ilk anı ya da dönemi anımsıyor musunuz? Sizi böyle
meşakkatli bir yolculuğa çıkartan etkenlerden bahseder misiniz?

Sanırım çok küçük yaşlardan itibaren kendimi yazarak ifade etmek bir alışkanlık olmuştur benim için. Evet, sizin de çok doğru olarak tespit etmiş olduğunuz gibi, yazmak meşakkatli bir yolculuktur. Çünkü yazmak, yazdığınız andaki duygu ve düşüncelerinizi de kaydetmek anlamına geliyor ki, sonrasında o konuda nerden nereye geldiğinizi de görebilme imkânını bulabilirsiniz. Bu, hayattaki ve sizdeki değişimin ve bu değişimler sırasında çektiğiniz acıların, sancıların, meşakkatlerin de bir belgesidir. Ama sanırım bu coğrafyada, esas itibariyle ve özellikle düşünce üzerinde her dönem değişen ve farklılaşan, ama giderek artan kısıtlar, engeller, baskılar bu konuda daha da inatçı bir tutum içerisine girmeme ve ‘Ben buyum. Yazmamı engelleyemezsiniz’ demeye çalışmışımdır. Bu biraz da, inatla ve ısrarla kendini insan olarak var etmenin masum bir çabası olabilir mi? Ki bu inadın ve ısrarın gerçekten çok endişeli ve meşakkatli zamanları daima var olmuştur, olmaktadır. Ayrıca yazmak yalnız bir eylemdir. Bunu a-sosyallikle karıştırmamak gereklidir. Evet yazar yazarken yapayalnızdır ama aslında koca bir dünyayla beraberdir.

3-)Eserlerinizde özellikle öne çıkardığınız konular var mı? Bunun sebebi nedir?

Elbette var. Hayatın içinde ‘beni, duygularımı ve düşüncelerimi etkileyen her şey’ diyebilirim buna. Fikirlerimden dolayı baskı görmüşsem, o konulardır ön plâna çıkan. Mamak Askeri Ceza ve Tutukevinde, 12 Eylül döneminde uygulanan işkence ve baskıları anlatan kitaplarım buna örnektir. Ve toplumsal planda baskı altında tutulan kadın gibi kesimler-cinsiyetler meselâ. Çok erken vefat eden çok değerli eşim Ayten’i konu alan bir kitabım da vardır. Bu kitap, bir Leyla-Mecnun hikâyesi değildir ama, benim kadına bakışımı, kadına duyduğum saygıyı Ayten özelinde ortaya koyduğum bir kitaptır. Kadınlar, çocuklar, hayvanlar, çevre, dünyanın neresinde olursa olsun, toplumsal olarak baskı altında tutulan bütün kesimler benim konularım arasındadır. Ki ben Amerika’da siyahiyim. Avustralya’da Aborjinim. Zaten kendimi bildim bileli Filistinliydim bu coğrafyada. Ve kendi ülkemde hep işçi-emekçi oldum, hep ezilen-sömürülen oldum, hep baskı ve zulüm görenlerden oldum, hep azınlık olarak reddedilen kesimlerden oldum, itilen-ötekileştirenlerden oldum, kadın oldum, çocuk oldum, ağaç oldum, orman oldum.

4-)İlk eseriniz ne zaman basıldı?

Mamak Askeri Cezaevinde, 1982 yıllarında, kalem kağıt yasağına rağmen zihnimle sürekli hikâyeler ve şiirler yazar, çok riskli olsa da bunları idareyi atlatan çeşitli yollarla dışarı çıkartırdım. Bunlardan bazıları devrin önemli dergilerinden birinde yayınlanırdı. Ancak dönemin sıkıyönetim komutanlığı dergiye bu şiirlerle ilgili baskı uygulayınca, maalesef dergi bir kurnazlıkla bu konudan sıyrıldı. Ama bu sıyrılma biçimi beni hayli küçük düşürmüştü. Bu benim için öylesine büyük bir hayal kırıklığıydı ki, o zaman ‘yazdıklarımı hiçbir zaman kitaplaştırmama’ kararı aldım. Uzunca bir zaman süren bu inadın gerekçelerini de kitaplarımın birinde izah ettim. Ne zaman ki 2019 yılının 9 Mart günü çok değerli eşim Ayten vefat etti, işte o zaman onun vasiyeti olarak yazdıklarımı kitaplaştırma kararı aldım. Çünkü o bana sürekli ‘Kudret evi ben geçindiririm. Sana ofiste bir oda verelim. Otur yaz. Yazdıklarını kitaplaştır. İnat etme. En azından onlar çocuklarının kütüphanesinde yer alsınlar’ derdi. Nitekim onun bu yaklaşımını vasiyet olarak bildim ve 2021 yılının Eylül ayında ilk kitabım olan Zindanda ve Ölüme Böylesine Yakınken DOĞUM adlı kitabımı çıkarttım. O günden bugüne de de 8 kitabım basıldı. Halihazırda baskıya hazır 6-7 dosyam mevcut.

5-) Yazarlık konusunda neler söylemek istersiniz?
Yazmak ve yazarlık, yazdıklarınızla anı mühürlemek ve tarihe bırakmaktır. Yazdıklarınız yazdığınız andaki, hayata, insana, toplum olaylarına, siyasete vb. dair düşünceleriniz ve duygularınızdır. Yani yazmak aynı zamanda tarihi de anlamaktır. Konuşabiliyorsak yazabilmeliyiz de. Ve hatta şöyle diyelim: ‘düşünebiliyorsak yazabiliriz de.’ Yazmaktan korkmayalım. Edebi kaygılar taşımadan ve kendimiz için yazalım. Ve zaten yazdıkça düşüncemizin, düşünce dünyamızın da hızla geliştiğine ve giderek daha kapsamlı daha doyurucu ve nitelikli bir hale ulaşacağını, daha derin eserler verebilmek için daha donanımlı hale geleceğimizi kendimiz de müşahede edeceğiz. Çünkü yazmak insanın kendisini, hayatı ve hayata dair ne varsa sorgulaması, araştırması, hesaplaşması ve sorulara cevap bulmak için çabalaması anlamına gelmektedir. Bunun yanı sıra yazdıkça sezgileriniz ve hissiyatınız gelişecek gerçekliğe ulaşabilmek daha zahmetsiz bir çaba haline gelecektir.

6-) İyi yazmanın formülü nedir sizce?
Merak etmek, şüphe duymak, araştırmak-incelemek, analiz etmeye çalışmak, topluma ve toplumsal gelişmelere kayıtsız kalmamak ve elbet okumak. Dünyayı pek çok bakış açısından anlayabilmek. Konular ve olaylar üstüne üşenmeden, çok yönlü ve derinlemesine düşünmek, düşünmek, düşünmek… Hayatı ve insanı ve canlıyı sevmek, hayata aşkla sarılmak. Vicdan ve merhamete ve insan olmanın bütün yüce değerlerine sıkı sıkıya sahip çıkmak.

7-) Kitap fuarlarını, edebiyat etkinliklerini takip edebiliyor musunuz?
Maalesef ‘sistemli ve kararlı olarak takip edebildiğimi’ söyleyemeyeceğim. Bu bir zaaf mıdır? Kim bilir belki. Ama takip etmeye çalışsam da, bu her zaman mümkün olmuyor. Bu tür etkinliklere katılımımın yeterli olmadığını kendim de biliyorum. Hatta sanat derneği kurma doğrultusundaki önerilere de olumlu cevap vermediğim aşikârdır. Bunun nedenleri elbette ki başkaca bir yazının konusudur. Ancak bunun dışındaki bir öneri geldiğinde de geri çeviriyor değilim. Değerlendiriyor ve koşullarım çerçevesinde katılmaya çalışıyorum. . Yayınevimin her ay Ankara’da düzenlediği imza etkinliği ve okurla buluşma günlerine de imkânım oranında katılmaya çalışıyorum. İstanbul’da yaşadığım için bu her zaman mümkün olamıyor. Ama İstanbul’da da birkaç imza etkinliğine katıldığımı belirtmeliyim. Bu arada, konu yazmak olunca röportaj ve yazı isteklerini de geri çevirmiyorum. Ve bazı radyolardaki şiir ve edebiyat etkinliklerine davet üzerine ve mümkün olduğunca katılıyorum. Henüz kitabı çıkmamış pek çok şair arkadaşıma da kapasitem oranında destek olmaya çalışıyorum. Dosyalarını okuyorum, değerlendiriyorum, eleştiriyorum, deneyimlerimi aktarmaya çalışıyorum.

8-)Yazmak bilinçli olan insana ne kazandırmaktadır?

Yazmak, insana dünyayı, evreni, insanı, insanın tarihini, geçmişini ve toplumsal-politik olayları iyi analiz etmeyi öğretebileceği gibi, sezgilerinin de derinleşmesi neticesinde, geleceğe yönelik isabetli analizler yapabilme ve kararlar alabilme yetisinin de hızla gelişmesine yol açacaktır. Yazmak her şart altında insana zihinsel olarak özgür ve bağımsız bir kişi olabilmeyi ve kendini var edebilmeyi öğretecektir. Bilinmelidir ki yazmak hayata tutunmanın en sağlam yoludur. Çünkü yazmak için ister istemez okumak, öğrenmek, sormak, soruşturmak da gerekecektir. Yani yazmak sizi hızla büyütecektir.

9-) Bir seçme şansı verilse hangi yazarın, hangi eserini yazmış olmayı isterdiniz?

Herkes kendi hayat algısı etrafında döner ve bu döngü içinden yazar. Ben de kendi hayat algımla yazılar yazarım. Dolayısıyla hiçbir yazarın hiçbir kitabını değil ama, kendi kitaplarımı yazmak isterim. Bir yazarın bir kitabını yazmak demek o yazar olmaktır ki, kimse bunu başaramaz. Esas olan o kitabı yazan yazarın kendisi değil mi? Ama dünya ölçeğinde muhteşem yazarlar var. Muhteşem kitaplar var; sizi alıp, o kitapla birlikte, o kitabın dünyasında gezdiren… Ve onu yaratan, o kitabı yazanın kendisidir. Örneğin Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı romanını kim onun gibi yazabilirdi? Ya da benim Ayten adlı kitabımı kim benim gibi hissedebilir, yazabilirdi? Bu mümkün değildir.

10-) Yazmak sizin için ne ifade ediyor? Güçlü bir dürtü mü? Hayatınızın olmazsa olmazı mı? Ya da başka bir şey…

Evet. Hem de çok güçlü bir dürtü. Ve hayatımın olmazsa olmazı. İçinde bulunduğum durumun, duygu ve düşünce durumunun yazmak konusunda bir engel teşkil etmediğini de belirtmeliyim bu arada. Her an, her yerde, her duygu ve düşünce durumunda yazabilirim. Ve yazdıklarım o anki Kudret’in duygu ve düşüncelerinin, hayata bakışının yansımasıdır genellikle. Yazmak insanın kendisini bulması ve insan olarak kendini geliştirmesi değil midir aynı zamanda?

11-) Yazarlık zor mu, kolay mı?

Siz de yukarıda belittiniz ki, elbette çok zor. Bu düşünme, zaman ayırma, araştırma ve çok yönlü inceleme, hayata karşı duyarlı olma işidir. Ki bu da çok meşakkatli bir iştir gerçekten. İnsanın kendisinden ve kişisel hayatından çokça fedakârlık gerektirir. Günde 17 saat gözlerim şişene kadar bilgisayar başından ayrılmadığımı bilirim.

12-)Yazarlık yolunda ilerleyenlere tavsiyeleriniz nedir?

Sorgulayın. Asla itaatkâr olmayın. Politikadan korkmayın. İnsanı, insanı ve canlı haklarını savunmak, hele bugünün dünyasında acil ve temel politik bir tutumdur. Ama ideolojilere, inançlara körü körüne aidiyetten de uzak durun, tabii olmayın. Görüşleriniz çakışsa bile, bilin ki siz sanatçısınız ve esas göreviniz her kim olursa olsun, her ne olursa olsun sorgulamak, eleştirmek ve daha güzeli göstermek ve önermektir. Bundan korkmayın.

13-)Son olarak neler söylemek istersiniz?

Ben özellikle kadın yazar ve şairlerin düşün ve yazın hayatına katılımını çok önemsiyor ve onların yazmalarına çok değer veriyorum. Ve insanoğlunun kurtuluşunun, toplumsal sınıfların ve sömürünün olmadığı, barış içinde ve kardeşçe ortaklaşılan, çocukların aç-açık kalmadıkları, mutlu insanlardan müteşekkil toplumların oluşumunun ancak, çağlar boyunca hemen bütün toplumlarda kadın üzerinde hegemonyasını sürdüren erkek zihniyetinin, yerini kadının barışçı, anaç, sevecen zihniyetine terk etmesiyle mümkün olabileceğini düşünenlerdenim. Evet bu uzunca bir süreç gerekiyor. Olsun. Ama hayatın her alanında, kadın, toplumların yönlendiriminde etkin bir rol üstlenene kadar, elimden geleni, kalemimden döküleni yazmama hiçbir şeyin engel olamayacağının bilinmesini isterim.
Zahmetiniz ve ilginiz için teşekkür ederim.
Sevgiyle…

- Advertisment -

En popüler

Devlet Bahçeli: Bugünkü CHP, Atatürk’ün Partisi Değil, DEM’in Oyun Uşağı, Türkiye Düşmanlarının Altı Oklu Uydusudur.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ’nin, 29 Şubat 2024 tarihli Merkez Yönetim Kurulu, Merkez Disiplin Kurulu Toplantısı sonrasında yaptığı basın toplantısı konuşmasının...

Şair Kerem Taşkın-Hüzün

Yüreğim hüzünlü Göz yaşım akmıyor Kurudu göz pınarlarım Son baharda dökülen yapraklar gibi Tıpkı içimde dökülen Bir kül gibi savrulur Oradan oraya gönlüm Olduğum yerde Sanki avuçlarım içinde hepsi, Sıksam bir türlü, bıraksam...

Devlet Bahçeli: Fetö’cüleri Aklamak Vatana, Millete Ve Adalete İhanet Değil Midir?

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ’nin, 20 Şubat 2024 tarihinde TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşmasının tam metni ve videosunu sunuyoruz. Değerli Arkadaşlarım, Muhterem...

Tarihçi-Yazar Oktay Ferik Yazdı-Hâkimiyet Bila Kaydu Şart Milletindir

Türk milleti tarihin her safhasında var olmuş, varlığını mutlaka bir devlet ile perçinlemiş, istikrar ve ittihadını milli hasletleri, kültürü ve seciyesi ile asırlara taşımıştır....

Son Yorumlar